potanbir
BİR KENTİN İÇERDEN GÖRÜNÜŞÜ A CITY SEEN FROM INSIDE
Tuğrul Tanyol tr. Ruth Christie from Turkish

Kıpırtısız bir ırmak gibi kent kendi karanlıksularına akıyor
Denıze doğru iniyorum dar sokaktan, başımda yağmur
Issız bir ağaç dibinde dinleniyorum, derisi soyulmuş
eski günlerin ardında soluk gülümseyişleriyle
aldatılmış seslerin karanlık ordusu
Kalın kürklerine bürünmüş eşkıyalar, dağlardan
akan kurt sürüsü, karlı ovalardan sürgün
kentin karanlık sularında boğulmak için.

Şu anda biliyorum, birileri birilerinin hayatından çıkıyor
Birileri birilerinin hayatına giriyor, yorgun ve paslı
gözlerini görüyorum, geceye uzanan ellerini
Denize inen dar sokakta yağmur kimleri
kimlerin uzak yollarına sürüklüyor.

Yalnız gece trenlerine biniyor şimdi uzak gözlerim
Yağmurda titreşen gar lambalarıyla büyüyen gölgelerin
Kimlerden ne kaçırırcasına telaşla koşuşan
seslerin ardında büyük bir hiçlik, terkolunuş ve kederin
sıcak yağmuru bu, dudaklarıma yağan, sokaklara gar lambalarına
rıhtıma her akşam yorgun umutlar boşaltan yolcu vapurlarına
tersaneye ışıkları sönük son vardiyalara
aşka ve kedere yağan, kemiren yalnızlıkları.

Kıpırtısız bir ırmak gibi kent kendi karanlık sularına akıyor
Biliyorum, şu anda bir tren en olmadık
düşlerle yüklenmiş geceye açılıyor
Geceye ve yıldızların karanlık ülkesine açılıyor bir gemi
Her an her yerde birileri birilerinden ayrılıyor
Her an her yerde birileri birilerinden kavuşuyor
Usulca soluk alıyor… veriyor bütün yollar.

İşte yalnızlar ordusunun atsız pehlivanleri
Karanlığa serilmiş seccade, kıblesi kırık saat
Hepsi solgun bir aynanın dipsiz derinliğinde
Dağlardan akan kurt sürüsü, karlı ovalardan sürgün
zil sesleri, kumanya, son vardiyadan süzülen ölüm
Her şey büyük bir telaşla kente doğru koşuyor
kentin karanlık sularında boğulmak için.

Like a motionless river the city pours into its own dark waters.
I go down to the sea through an alley, rain on my head
and rest at the foot of a solitary tree stripped of its bark.
A dark army of voices deceived
by the faded smiles that pursue the old days
Bandits wrapped in thick furs, a pack of wolves
flow down the hills, exiles from snowy plains
to drown in the dark waters of the city.

At this moment I know some are leaving the lives of others
and some are entering, I see
their tired bleary eyes, hands outstretched to night
Rain in the alley that goes down to the sea drags some
to the faraway roads of others.

Now my eyes look far and enter lonely night-trains,
Behind the cries fleeing in all directions from what or whom
of shadows looming large by station lamps that rock in the rain
A big nothingness, a hot rain of grief and desertion
falls on my lips, on streets and station lamps,
on passenger-boats that every evening empty weary hopes on the wharf
on the dockyard on the doused lights of a last shift,
on love and grief, and gnaws on loneliness.

Like a motionless river the city pours into its own dark waters
I know, at this moment a train laden
with impossible dreams vanishes into the night
A ship vanishes into the night and the dark country of stars
Every moment everywhere some part from others
Every moment everywhere some meet with others
All the roads breathe quietly – in and out.

Here are the lonely, the army’s horseless wrestlers
The prayer-mat spread for darkness, the clock its directions to Mecca broken
Everything in a faded mirror’s fathomless depths,
the wolf-pack racing down the hills, exiles from snowy plains
doorbells, provisions, death oozing from the last shift
Everything rushing in panic to the city
to drown in its dark waters.

Copyright © Tuğrul Tanyol; tr. copyright © Ruth Christie 2007


next
index
translator's next