KADİNİM BREST'E KADAR BENIMLE GELDI ... MY WOMAN CAME WITH ME AS FAR AS BREST ...
Nâzim Hıkmettrans. Ruth Christie

Kadınım Brest'e kadar benimle geldi,
indi tirenden peronda kaldı,
ufaldı, ufaldı, ufaldı,
usuz bucaksız mavilikte buğday tanesi oldu,
sonra raylardan başka şey gremedim.

Sonra, Leh toprağından seslendi karşılık veremedim.
"Nerdesin glm, nerdesin?" diye soramadım,
"Yamma gel!' dedi, yanına varamadım,
hi durmayacakmiş gibi gidiyordu tiren,
boğuluyordum kederden.

Sonra, kumlu toprakta kar paralar ryordu,
sonra, birden anladım ki, kadınım beni gryordu,
"Beni unuttun mu, beni unuttun mu?" diye soruyordu,
baharsa amurlu iplak ayaklarıyla gkyznde yryordu.

Sonra, yıldızlar inip kondu telgıraf tellerine,
karanlıksa yağmur gibi arpıyordu tirene,
kadınım telgıraf direklerinin altında duruyordu,
koynumdaymış gibi de yreği kt kt vuruyordu,
direkler gelip geiyordu o kımıldanmıyordu yerinden,
hi durmayacakmış gibi gidiyordu tiren
boğuluyordum kederden.

Sonra birden anladım ki, yıllardır, ama uzun yıllardır
bu tirende yaşiyorum.
- ama, bunu nasıl, neden anladığıma hlşaşıyorum -
ve hep aynı byk, aynı umutlu trky syleyerek
sevdiğim şehirlerle sevdiğim kadınlardan boyuna uzakla
şiyorum
ve hasretlerini etimin iinde işleyen bir yara gibi taşıyorum
ve bir yerlere yaklaşıyorum, bir yerlere yaklaşıyorum.

My woman came with me as far as Brest,
she got off the train and stayed on the platform,
she grew smaller and smaller,
she became a grain of wheat in the endless blue,
then I saw only the rails.

She called from Poland, I couldn't answer.
I couldn't ask, "Where are you, my love, where are you?"
"Come to me!" she said but I couldn't come;
the train raced on as if it would never stop,
I'm choking with grief.

Pockets of snow were rotting in the sandy earth,
then suddenly I knew my woman could see me.
"Have you forgotten, have you forgotten me?" she was asking
while spring walked the sky on naked muddy feet.

Then stars descended and landed on the telegraph wires
and darkness was beating on the train like rain,
my woman was standing under the telegraph poles,
her heart pounding as if she was in my arms,
the telegraph poles came and went but she never moved,
the train raced on as if it would never stop,
I was choking with grief.

Then suddenly I realized I'd been living on this train
for long, long years
- I'm still surprised by how I knew -
always singing the same great hopeful song,
always receding from the women and cities I loved,

carrying longings like a wound in my flesh,
and getting nearer to somewhere, to somewhere.

Copyright © Mehmet Hikmet 2002; Trans. Copyright © Ruth Christie 2002 - publ. Anvil Press


...buy this book
next
index
translator's next